Hattat – Haldun Dormen & Açelya Özcan

0
614

Sanat yaşamı boyunca hiç düşmeyen çalışma temposunun verdiği gençliği ve enerjisiyle, bizi buyur eden,  Türk tiyatrosunun mihenk taşlarından Haldun Dormen ve performansıyla, enerjisiyle ileriye dair çok şey vaat eden, yeteneğiyle ustası Haldun Dormen’in sevgisini kazanmış bir oyuncu: Açelya Özcan.

Sanat hayatınızın başlarında, ilk sahne deneyiminizde neler hissetmiştiniz?

Haldun Dormen : Bir çok ilkim var, ilkler çok. İlk kez, okuduğum Galatasaray Lisesi’nde hocamız Hakkı Bey’in bestelediği Demir Bank adlı operette sahne aldım. Çok heyecanlanmıştım, çok hoşuma gitti tabi ki. O zaman insan kendini çok önemli bir şey gibi hissediyor. Sonra Robert Koleji’ndeyken 77 diye organize ettiğim gecede gösterilmek üzere “Kolej Çılgınlıkları” adlı skeçler yazıp ve sahneye koydum. Kendimi büyük yıldız olmuşum gibi hissediyordum. Sonrasında tiyatro eğitimi almak üzere Amerika’ya gittim, Yale Üniversitesi’nde bir çok oyunda yer aldım. Epey heyecan vericiydi. Türkiye’ye döndükten sonra Küçük Sahne’de Muhsin Ertuğrul yönetimindeki “Cinayet Var” adlı oyunda Sadri Alışık, Agah Ün ve Lale Oraloğlu’yla oynadım. Bu çok daha heyecan vericiydi, babam, Amerika’da beni izlemişti ama ailem, arkadaşlarım, bir sürü dostum ilk defa görüyorlardı sahnede.

Açelya Özcan :  2007 yılında Haldun Dormen’in yazdığı “AMPHITRYON 2000”i Gazanfer Özcan Tiyatrosu’ndan Sinan Abdullah Yıldırım yönetecekti, oyuncu seçmelerine katıldım, Alkmene rolünü verdiler. İlk kez Sarıyer Halk Eğitim Merkezi’nde sahnelenecek oyun ve ailem de orada olacak. Oyun günü midemde Haldun Dormen’in ağırlığı, kafamda da plastik yapraktan antik yunan tacı. Ve ilk sahnem, sahneyle kulisi ayıran perdeyi araladım ve ilk adımımı attım, hareketimle birlikte kafamdaki taç perdede asılı kaldı. Geri dönüp tacı alıp almama konusunda kararsızdım ki ağzımdan dökülüverdi “Rengini pek sevmemiştim zaten”. Tüm sahneyi taçsız bitirdim, diyaloglarımdan sonra sahneye giren yardımcım rolündeki arkadaşım gülme kriziyle girdi içeri, oyunun bir parçasıymış gibi davranmak zorunda kaldım, Alkmene’nin ağzından güya emrettim “Sırıtma, getir tacımı!”. İlk sahne deneyimim takım arkadaşlarım için oldukça gülünç benim içinse endişe doluydu.

Türkiye’de önümüzdeki yıllarda Tiyatronun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Haldun Dormen: Türk tiyatrosu demek, Türk yazarı demek. 60’lı yıllarda Refik Erduran, Turgut Özakman, Güngör Dilmen gibi başarılı oyun yazarları vardı. Sonrasında duraklama başladı. Bu son iki senede Alternatif Tiyatro, büyük bir atılım başlattı. Bir sürü yetenekli yazar, oyuncu ve yönetmen çıktı. Ve bunlar içinde inanılmayacak kadar iyileri var. Geçen sene izlediğim bir kaç oyuna özellikle hayran oldum. Geçtiğimiz sezon sahnelenen Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı ve Örümcek Kadının Öpücüğü en çok beğendiklerim arasındaydı. Bunların yanında Türk genç yazarlarının yazdığı oyunlar var. Tüm bunlar Türk Tiyatrosu’nun geleceğinin parlak olduğunun göstergesi. Bizde tiyatro zaten oyunlar, yönetmenler, tasarımcılar açısından iyi durumdaydı. Avrupa ve Amerika’daki örnekleriyle rahatça yarışabilir durumdaydı. Mesela, Yıldız Kenter’in oynadığı bir oyunu ben Amerika’da seyrettim. Amerika’da aynı rolü oynayan kadın oyuncu yılın en iyi oyuncusu ödülünü kazandı, burada Yıldız’ı izledim, ondan kat kat daha iyi oynuyordu. Bizde tiyatro hep iyi durumdaydı, sadece bizde yazar eksikliği ve teknik yetersizlikler vardı. Teknik eksikliğimiz hala var ama, yazar eksiğimiz yok oldu. Bunun yanında, artık bir çok üniversitede tiyatro bölümü var. Her sene bir sürü yetenekli genç mezun oluyor. İşte o insanların iş bulması da biraz güçleşiyor. Yeni oyuncularla tanışıyorum, mesela “Ben Erzurum’dan mezunum”, “Ben Afyon’dan mezunum” diyor. Demek ki hemen her yerde bu mesleğin eğitimi veriliyor artık. Bu da insanın hoşuna gidiyor. Ben Amerika’da Yale Üniversitesi’ne gittiğimde, Amerika’da Tiyatro Eğitimi veren tek üniversiteydi. Arkasından yaygınlaştı. Şimdi de Türkiye’de yaygınlaşıyor. Türk tiyatrosunun istikbali bence çok çok parlak.

Açelya Özcan: Türk tiyatrosunun geleceği hakkında, Haldun Abi’nin iyimserliğini paylaşıyorum. Son dönem alternatif tiyatroların çoğalması, yeni dönem oyun-hikaye yazarlarının sayısındaki hızlı yükselişin, “Türk Tiyatrosu bitti“ diyenlerin aksine umut verici olduğunu düşünüyorum. Gelenekten uzakta, denemekten çekinmeyen bir oluşum mevcut.

Türk dizi enflasyonu son zamanların en gözde gündemi. Temel oyunculuk eğitimi almamış bir çok oyuncunun boy gösterdiği “dizi oyunculuğu” için ne düşünüyorsunuz.

Haldun Dormen: Bu çok olağan bir durum bence. Mesela çıkanlar arasında Kıvanç Tatlıtuğ gibi işi ciddiye alan, çalışan, ders alan, gerçekten ilerleme kaydeden insanlar da var.

Açelya Özcan: Oyunculuk için, doğru ve gerekli eğitim kalemlerinin ne olduğunu gerçekten bilmiyorum. Kendi adıma şu kadarını söyleyebilirim, oyunculuğun, sanatın diğer kollarından pek de farklı olmayarak, içsel bir keşif olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden felsefe ve psikoloji okuyorum. Konu kendini eğitmekse yanlış bir başlangıç olmayabilir diye düşünüyorum. Oyunculuğu da dizi ya da tiyatro oyunculuğu diye ayıramıyorum. Muhakkak ki eğitim önemlidir fakat keşfetmek için elini taşın altına koyabilme cesaretini gösteren herkesin oyunculuk da dahil her işin üstesinden gelebileceğini düşünüyorum.

Tiyatroya gönül veren genç arkadaşlarınıza, meslektaşlarınıza tavsiyeniz ne olurdu?

Haldun Dormen: Bu konuda tavsiye edilebilecek pek bir şey yok. Eğer işi seviyorlarsa başarıyı yakalayacaklardır. Ama gerçekten sevmeleri lazım, çünkü tiyatro insana sürekli olarak başarı kazandıran, alkışlatan bir alan değil. İnişi ve çıkışı olan bir alan. İnsanların uzun süre işsiz kalabildiği bir meslek. Önemli olan kişinin cesaretini kaybetmemesi ve devam etmesidir. Genç oyuncu arkadaşlarım için yazdığım bir kitabım var “Olmak ya da Olmak”. “Olmak”ın altını çiziyorum, olmamak diye bir şey yok çünkü. Olmaya karar verdiyseniz olacaksınız demektir. Hepimizin, benim de hayatımda inişler ve çıkışlar oldu. Dayandım. Ve iyi ki dayandım. Dayanmamak aklıma gelmedi zaten hiç. Ben hep ileriye baktım.

Açelya Özcan: Bu konuda bir tavsiye vermem mümkün değil. Sadece şunu paylaşabilirim ki, ben içine girdiğim zaman bu işin disiplin, istikrar, sabır ve hoşgörüyle yürüdüğünü gözlemledim.

Gelininiz Ayşe Arman da yazılarını takip ettiğimiz, kıymetli köşe yazarlarımızdan. İlişkiniz nasıl?

Haldun Dormen: O kadar meşgul ki, telefonda görüşüyoruz. Oğlum çok çalışıyor, sürekli olarak iş seyahatinde. Onlar her hafta bir yerlerdeler ben de öyle. O yüzden pek sık görüşemiyoruz bu sıralar. En son Lady Gaga’yı yazmış, onu okudum bugün.

Sanat Hayatınız boyunca, yüzlerce oyun yönettiniz. Bugüne kadar, yönetmekten ya da oynamaktan bıkmayacağınız, tekrar tekrar sahneleyeceğiniz oyun hangisi olurdu?

Haldun Dormen: Şu an Eskişehir’de yönettiğim Lüküs Hayat’la birlikte bugüne kadar 208 oyun yönettim. Oyuncu olarak çok sevdiğim bir oyun var. “Şahane Züğürtler”. Altı yüz kere oynadım oyunu. Üç yüzünü Ayfer Feray’la, üç yüzünü Nevra Serezli’yle oynadım yıllar sonra. Hiç bıkmadan, seve seve oynayacağım oyundur. Başkası oynarsa da kıskanacağım tek oyun. Oynadığım oyunları sahneye koyuyorum, başka oyuncular oynayınca çok mutlu oluyorum, hepsi çok başarılılar, çok başka yorumluyorlar. Ama Şahane Züğürtler’i kıskanırım galiba.

Türkiye’deki tiyatro sanatıyla ilgili eklemek istediğiniz veya altını çizmek istediğiniz bir konu var mı?

Haldun Dormen: Evet, şunu söylemek istiyorum. Türk tiyatrosunu geliştirecek, tiyatromuzu doğru yöne sürükleyebilecek şeylerden biri sponsorluk. Ne yazık ki, tiyatrolara gerektiği kadar sponsorluk desteği verilmiyor. Dormen Tiyatrosu henüz kapanmamışken, bir kaç sponsor desteği almıştım. Ama gerçekten, sponsor olmadan, desteklenmeden Amerika’daki Avrupa’daki tiyatrolar gibi prodüksiyon yapmak zorlaştı. Tiyatro masraflı bir iş. Maddi destek almadan reklamını yapmak çok zor. Mesela, New York’ta olduğu gibi tirajlı gazeteler sayfa altlarını tiyatroya ayırmalı. Orada alfabe sırasına göre, o tarihteki tiyatro seansları ve oyunların kısa özet bilgilerini yayınlamalı. Oradan tüm tiyatroları takip edebilirsiniz. Bizde ancak tiyatro sahibi para bulup, ilan koyarsa oyununun tanıtımını yapabiliyor. Bizdeki en büyük pazarlama eksikliği bu. Tiyatro demek bir ülkenin kalitesi demektir. Bu yüzden destek konusunda firmaların daha duyarlı davranmasını bekliyorum.

Açelya Özcan: Tiyatronun Haldun Abi’nin de bahsettiği gibi kesintisiz bir maddi kaynağa ihtiyacı var. Gözlemlediğim kadarıyla, mevcut tiyatroları yine tiyatrocuların kendisi işletmeye çalışıyor. Ama duygularıyla “iş” yapan tiyatro insanının ticaret konusuna da hassas ve duygusal yaklaşması, mevcut kaynakların maksimum fayda alınacak şekilde kullanılamamasına yol açıyor. Bu anlamda tiyatroların maddi desteğin yanında, onları finanse edecek, orayı küçük ölçekte bir işletme olarak görerek, pazarlama ve reklam faaliyetlerini yürütebilecek, ki sosyal ağların gelişmesiyle p&r alanında müthiş yaratıcı fikirler var, kalifiye yöneticilere ihtiyaçları var. İşi sadece yönetmek ve işletmek olan insanlara.

Mustafa YAVUZ / HATTAT

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here